Motivasyon: Nedir? Nasıl?

motivation-fun

 

Motivasyon genel anlamıyla bir işi verimli bir şekilde yapma isteği olarak bilinir. Önemli olan sahip olunan motivasyonun iş ortamında da yüksek tutulabilmesidir. Bu konuda çalışanlara destek olunmalı ve işlerin etkin yapılmasını sağlayacak bir ortam yaratılmalıdır. Her insan gerçekte motivasyon sahibidir.

 

Bütün gereken, motivasyonel taktiklerle birlikte yönetimin de aktif katılımı ile çalışanları ödüllendirmeye -sadece maddi olarak değil, manevi ödüllendirmeye yönelik- bilinçli çabaları içeren bir şirket politikasıdır.

 

Motivasyonun insan kaynakları fonksiyonlarının en önemli olanlarından olmasına karşın, uygulamada en fazla ihmal edilenlerindendir. Bunun nedeniyse motivasyonun öneminin çoğu şirket ve yönetici tarafından yeterince farkedilmemesidir.

 

Çalışanın motivasyonu ne kadar yüksekse şirketin başarısına katkısı da o kadar yüksek olur. Bu bağlamda nitelikli çalışanların şirkette tutulabilmesi için
motivasyonu yüksek bir çalışma ortamı sağlanmasının önemi de ortaya çıkıyor.

 

Eğer çalışan yaptığı işten tatmin olamıyorsa, yada yaptığı işten psikolojik ve sosyal bir tatmin alamıyorsa, bir süre sonra aldığı para bu açığı kapatmaya yetmeyecektir. Yaptığı işin kalitesi, işe yarıyor olması ve prestiji, çalışanı şirkete bağlayan en önemli noktalardandır.
Çeşitli basit motivasyon araçları vardır:(ki bunlardan bazıları zaten şirketlerde olmazsa olmaz şeylerdir)
– Belirli aralıklarla şirket yemeği, sosyal aktiviteler, spor faaliyetleri düzenleyerek çalışanları bir araya getirmek,
– Esneklik,
– Çalışanların önemli günlerinin hatırlanması,
– Ofis ve çalışma ekipmanlarının tam ve kusursuz olması,
– Ofis ortamının temiz ve düzenli olması,
– Bireylerin mesleki ve kişisel gelişimleri için kurs ve seminerlere katılımlarının sağlanması,
– Düzenli olarak şirket bülteni yayınlanması yada duyuru panolarıyla şirket hakkında çalışanlara bilgi verilmesi.

 

Çalışanların karar alım sürecine katılmaları, saygınlıklarını arttırma ve kendilerini kabul ettirdikleri duygusunu hissetmeleri açısından çok önemlidir. Çalışanların yetkilerini ve sorumluluklarını arttırmak, özgür bir ofis ortamında daha verimli çalışmaya ve daha yaratıcı işlerin ortaya çıkmasına katkı sağlayacaktır.

 

Çalışanların üzerinde baskıcı bir denetleme mekanizmasının olması, her fikrin sürekli yöneticilere sorularak yapıldığı bir ofis ortamı, çalışanları oldukça zorlayıcı ve verimliliklerini azaltıcı bir etkiye sahiptir. Kişilerde motivasyonun artması için denetimin uygun seviyede kalması gerekmektedir.

 

Samimi ve canayakın çalışma arkadaşlarının bulunduğu ekipler, kişilerde iş tatmininin sağlanmasına yardımcı olur.

 

Çalışanlar genellikle kendilerini belli bir rutine somayacak işleri tercih ederler. Bu nedenle yapılan işlerin çeşitliliği büyük öneme sahiptir. Bunun tersinin olduğu durumlarda çalışanlarda yapılan işten sıkılma, çabuk yorgunluk ve konsantrasyon eksikliği ortaya çıkar. Yapılan işlerin çeşitliliği konusunda da abartmamak gerekiyor. Çeşitliliğin iyi dengelenmesi çalışanların en yüksek motivasyon seviyesine çıkmasını sağlayacaktır.

 

Motivasyon içim ofis ortamı da çok önemlidir. Ofisin temizliği, tertipli ve düzenli olması, ısısı, havalandırması gibi özellikleri çalışanların verimlilikleri için çok önemlidir. Ayrıca ofis ekipmanlarının tam ve kusursuz olması gerekmektedir. Çalışanın en iyi koşullarda çalışabilmesi performansı ve motivasyonu açısından çok önemlidir. Örneğin yavaş çalışan bir bilgisayar yada işi için kullanacağı bir enstrumanı çalışanın kendi imkanlarıyla sağlaması negatif motivasyon sebeplerindendir.

 

Şirketlerin belli aralıklarla çalışanların eğitim gereksinimlerini de gözden geçirmesi ve çalışanlarına bu olanağı sağlaması gerekmektedir. Tabii ki çalışanlar işe alım süreçlerinde belli bilgi ve niteliklerine göre bu işlere alınıyor. Ancak güncel dünyada bilgi ve teknoloji çok  hızlı yenilenmekte. Çalışanların güncellenmiş bilgilerle donatılmaları, şirketin yeni gelişmelere uyum göstermesi ve takip edebilesi açısından çok önemlidir. Bu da önemli bir motivasyon unsurudur.

 

Her insanın ayrı bir doğası vardır. Bu sebeple temel motivasyon unsurları dışında, her çalışanı aynı şekilde motive edemezsiniz. Çalışanı tanımalı ve ona göre bir motivasyon yöntemi geliştirmelisiniz.

 

Motivasyon kaynaklarına göre çalışanları 3 gruba ayırabiliriz:
– Başarı Odaklılar: En çok performanslarının iyi olmasına önem verirler. Onlar için zorlayıcı hedefleri yakalamak en önemli ödüldür. Bu yüzden onlar için hedef belirlerken zorlayıcı ama realist hedefler seçmek gerekir.
– Sevgi Odaklılar: Şirketlerine bir aile ortamına bağlı oldukları gibi bağlanırlar. Onlar için takdir edici bir söz, doğum günü hediyesi, sıcak bir gülümseme, en motive edici ödüllerdir.
– Güç Odaklılar: Etki alanlarının geniş olmasına ve pozisyondan gelen statüye odaklanışlardır. Onlar içinse bir makam otomobili, iş kartındaki başlık, odalarındaki koltuk, onlara rapor veren insan sayısı büyük anlam ifade eder.

 

Son olarak;
Bir şirkette, kapısından girdiğiniz anda özgüveni yada özgüven eksikliğini hissedersiniz. Bu da aslında bir noktada kilitleniyor: Motivasyon yada motivasyonsuzluk.

 

Çalışanlar işe gelirken istekli olarak yapmalılar bunu. Bir şeyi tekrar yapma isteği o şeyi en son nasıl yaptığınız direkt alakalıdır. Örneğin: Haftayı devamlı olarak neşe içinde sonlandırmak, Cuma günlerini “eğlenceli gün” olarak geçirmelerini sağlamak, Pazartesi günü işe bir an önce gelme isteğini uyandıracaktır.

 

Çalışanlar takdir edildikçe moralleri yükselmektedir.

 

Yöneticilerin şimdiye kadar göremediği, motive ve mutlu bir ekiple yüksek performans arasındaki bağın çok önemli olduğu, bunun sonucunun da artan şirket karlılığının olduğudur.

 

Çalışanların motivasyonunu arttırmak isteyen, insana duyarlı kurumlarda “5 Unsur” yaklaşımı çok önemlidir: “İlginç iş”, “Bilgi”, “Katılım”, “Bağımsızlık” ve “Görünürlük”.

 

Yöneticiler, çalışanlara düzenli olarak şirket politikalarını, gelecekle ilgili planları ve teşvik programlarını aktarmak zorundadırlar. Ayrıca çalışanlar yine düzenli olarak performanslarıyla ilgili geri bildirim alma ihtiyacındadırlar.

 

Tüm bu nedenlerle, yöneticilerin sadece çalışanların performanslarını arttırmaları değil, onlara nitelikli bir iş yaşamı sağlamaları da gerekiyor.

.

Türkçe İsim Kullanımına Yönelik Metodlar – C#

Uzun zamandır yazılım geliştirmeyle ilgili pek birşeyler yazmamıştım. Artık bu gidişe bir “Dur!” demenin vakti geldi diye düşünüyorum: “-Dur!”

Bu yazımda sizinle yazılım geliştiricilerinin kanayan bir yarası olan, yazının içinde geçen ismin sonuna gelecek eklerin uyuşmaması konusundan yola çıkarak, özel isimleri ekrana yazarken bunların sonuna gelecek ekleri elde edebileceğimiz methodlar paylaşacağım.

En sık karşılaşılan durum aşağıda görüldüğü gibidir:
“Ahmet’i listenize eklediniz.” “Arzu’i listenize eklediniz.” “Akın’i listenize eklediniz.”

Gönül ister ki bunlar: “Arzu’yu listenize eklediniz.” “Akın’ı listenize eklediniz.” şeklinde olsun.

Bildiğiniz gibi bu ekler aslında Türkçe’de sıkça karşılaştığımız ismin halleri ve aitlik ekleridir. Örn:”Akın’ın profiline bak” gibi.

İsmin 5 hali vardır: Yalın hali, -i hali, -e hali, -de hali, -den hali. Bu ekler kelimenin bitişine ve kelimedeki sesli harfe göre ses değişimine uğramaktadırlar. Bu yüzden öncelikli olarak kelimedeki en son sesli harfin hangisi olduğunu öğrenmemiz gerekiyor.

Lafı fazla uzatmaya gerek yok, yazının devamında ilgili metodları ve bu metodlar kullanılarak yapılmış bir konsol uygulama örneği bulabilirsiniz. Emeğe saygı falan bunlara gerek yok, alın kullanın, kendi adınızı yazın altına, hiç gocunmam, helali hoş olsun… 🙂

Okumaya devam et

Soğuk Dere Et Mangal Tesisi

Yalova, coğrafi olarak bir yanından İzmit Körfezinin diğer yanından ise Gemlik Körfezinin uzandığı, yarım ada sayılabilecek bir burunun kuzey tarafındaki bir şehirdir. Burun boyunca doğudan batıya Samanlı Dağları uzanıyor.

Yalova’dan batıya doğru sürekli olarak gittiğinizde en batıda en uçta Armutlu ilçesi vardır. Armutlu burnu batıdaki en uç noktadır. Karşısında İmralı adası var.

Yalova’da bayramı geçirirken şöyle bir etrafı “Gezelim Görelim” diye yola çıktık. Google Earth’ten baktığım kadarıyla Çınarcık-Armutlu arasında bir çok doğal güzellik mevcut. Şelaleler, göller ve yaylalar.

Çınarcık’ı geçip Teşvikiye beldesine doğru yol alıyoruz. Teşvikiye’nin içinden geçip Armutlu’ya direkt gitmek yerine dağ yoluna sapmak gerekiyor bunun için. Biz de öyle yaptık. Buradan itibaren normal yoldan Armutlu 35km mesafede iken dağ yolu tarafından 45km’ye çıkıyor yol. Üstelik bir de yol inişli çıkışlı ve çok kıvrımlı olduğu için ve en fazla 40km hızla gidebildiğimiz için Armutlu’ya (molalar hariç) yaklaşık 2 saatte ulaştık.

Bu yol üzerinde Teşvikiye’yi geçtikten sonra Dipsiz Göle uğradık. Dipsiz Gölü gördükten sonra Erikli Yaylasına ulaşıyoruz. Teşvikiye’den yaklaşık 23km sonra Armutlu’ya 22km kala Selimiye köyüne hemen varmadan, çok güzel bir konumda bulunan Soğuk Dere Et Mangal tesisine ulaştık.

Soğuk Dere Et Mangal tesisi sahipleri uzun zamandan beri ülkemizde hiç görmediğimiz bir şekilde misafir etti bizi. Bu tesiste çay-kahve-su tamamen tesisin ikramı. Biz kendi yanımızda götürdüğümüz yiyecekleri yiyeceğimizi söyleyip, parası karşılığında çay istediğimizi söylediğimiz halde bize hem tesislerini kullandırıp hem de çaylarını ikram ettiler. Uzun zamandır gerçekten de unuttuğumuz bir Turkish Hospitality örneğiydi bu. Trabzonlu hemşehrilerimiz üstüne alınmasın fakat, Trabzon-Uzungöl’de gramını bile göremediğimiz misafirperverliği kilo ile bulunca çok hoşumuza gitti, ülkeme dair umutlarım yeniden yeşerdi. Bu arada yeri gelmişken de söyleyeyim Uzungöl’de doğanın güzelliği dışında başka bir güzelik kalmamış. İstanbul’un kapalı çarşısına dönmüş olay. Tamamen turistik bir mekan olmuş.

Soğuk Dere tesisindeki muameleden sonra gerçekten insanlığın halen daha ölmemiş olduğunu gördüm. Herkese bu tesisi, tesisin doğal güzelliklerini ve mangalda et-köftesini tavsiye ediyorum. Eğer halen daha mangalda pişirilmiş doğal organik mantar yemediyseniz, burada yiyebilirsiniz.

Daha sonra yolumuza devam edip burunun güneyinden Armutlu’ya vardık. Buradan burunun kuzeyinden devam edip Çınarcık üzerinden eve ulaştık. Aslında rotamız güzeldi fakat zaman darlığı nedeniyle pek gezme imkanımız olmadı.

Sonuç olarak toplamda 5 saat süren yolculuğumuzun 3.5 saatten fazlası yolda geçti 🙂 ama olsun yine de saf temiz hava almak çok güzel. İstanbul’un kirli havasından 1 hafta da olsa uzaklaşmak iyi oldu.

Şans Oyunları üzerine…

Bir süredir şans oyunları üzerine düşünmekteyim. Şans oyunları neden vardır? Ne olmuştur da şans oyunları oynatılmaya başlamıştır? Daha doğrusu bir ülkede şans oyunları neden oynatılmaya başlar?

Bana öyle geliyor ki sorunun asıl kaynağı fakirlik. Fakir halkın ülke nüfusu içindeki yüzdesinin büyüklüğü. Hatta olayı daha da açmak gerekirse, normal koşullarda altında hiç bir zaman parasal bakımdan zengin olamayacak olan kişi sayısının, nüfusun büyük bölümünü oluşturması.

Bu insanların isyan etmelerini engelleyen en büyük faktör zengin olma hayalleri ve bu hayallerin gerçekleşme oranının yüzde sıfır olmamasıdır. Her zaman ufak da olsa bir umut yaşatılmalıdır bu insanların yüreklerinde.

Çünkü sistem çok iyi biliyor ki, içlerinde bu umudu taşımayanların çoğunluğu sisteme karşı gelecek ve isyan başlatacaktır. O yüzden mutlaka bu umut canlı tutulmalıdır. Ve sistem bir gün baktı ki yılda 1 kez umutlanmak insanlara yetmiyor. Ayda, yılda bir kez de değil, her hafta yaşatılmalıydı bu umut. Bir gün geldi o da yetmemeye başladı. Artık haftanın neredeyse her günü canlı tutulmalıydı.

Böylece zengin olma umudunu piyangolara bırakmış, sisteme karşı gelmeyen, uyuşmuş, kendini bırakmış bir topluluk meydana geldi. Artık haftanın neredeyse her günü bir şans oyunu var. En azından 50 kuruş verip bir kolonlukda olsa şansı yakalama şansı elde edilebiliyor. İsyan edilmiyor, zenginlik hayali kuruluyor. Hatta işin şansa bırakılmadığı(??!) bahis oyunları bile kanuni bir şekilde yerleşti bu hayallerin içine.

Ne kadar fakir olursa olunsun, her gün olmasa bile en azından yılda bir kez, yılbaşında büyük ikramiye hayaliyle bir piyango bileti almayan birisi var mıdır?

Şans oyunları gereklidir. Neden mi? Çünkü, yaşadığımız devirde asgari ücretle geçinen, eğitimsiz ve sermayesiz bir kişinin düsürt bir şekilde çalışarak, çalıp çırpmadan(!), haram yollara(?) başvurmadan, yüksek mevkiilerde yakini olmadan, birileri tarafından yükseltilmeden zengin olma ihtimali, piyangodan para çıkması ile zaten hemen hemen aynı oranda. Yani çalışarak zengin olunamıyor artık. Tek yol şans oyunları, piyango… Piyangonun helal olma durumu da tartışılırya, o da ayrı konu.

Yani şunu söylemek istiyorum ki; eğer fakirseniz, hiçbirşey yapamıyorsanız en azından gidip bir kolon şans oyunu oynayın. Ama şunu da düşünün: “Şu an mutlu muyum? 500bin liram olsa daha mutlu olur muyum?” Neyi düşünüyorsun, tabii ki olursun…

Yazımı ünlü bir düşünürün sözleriyle bitirmek istiyorum. “Belki de sıra sizde…”, “Umut fakirin ekmeği…”

Petank vs Körling (Curling)

Geçen akşam kanallar arasında gezerken TRT3’te Dünya Petank Şampiyonasına rastladım. Final maçında Fransa ve Madagaskar karşılaştılar. Kılpayı Fransa şampiyon oldu. Son atışlarda Fransızlar ufak bir pislik de yapmadılar değil. Ancak şampiyon oldular, tebrik ederiz. İlginç olan aynı şampiyonada Türk Petank Milli takımı da yarışmış. Kaçıncı olmuşlar bilmiyorum ancak, Petank milli takımımız ve federasyonumuz olması bile beni şaşırtmaya yetti. Bizim  milli takım oyuncularımızın Fransa’da yaşadıklarını öğrendiğimde ise çok şaşırmadım.

Petank yapısal olarak körling ile aslında çok benzer bir spor. Aslında Petank ile Körling arasındaki en büyük fark birinin buzun üzerinde diğerinin toprak üzerine oynanıyor olması. İkisininde de temel olarak amaç, kendi bilyesini/taşını hedef noktasına en yakında tutmak, rakibinkini uzaklaştırmak.

Körling oynamak için buzdan bir piste ve körling taşlarına ihtiyacınız olduğundan pek fazla oynama imkanı olmayabiliyor. Ancak Petank oynamak için her zaman taşlı topraklı bir zemin bulma imkanımız vardır. En basitinden pikniğe gittiğimizde bile çok güzel vakit geçirilebilecek bir spor. Üstelik fiziksel/bedensel herhangi bir kriter yoktur. Genç/yaşlı, şisman/zayıf, kimsenin fiziksel olarak avantajı yoktur. Taktikler ve oynadıkça gelişen teknik vardır.

Bu yüzden yazımın bundan sonraki bölümünde Petank’tan bahsedeceğim. Petank iki takım ile oynanan bir oyun. Takımlar 1’er, 2’şer yada en fazla 3’er kişiden oluşabiliyor. Yani iki kişiyseniz dahi bu oyunu oynayabiliyorsunuz.

Oyunu oynamak için gereki ekipmanlar bir şerit metre (yada dal parçası), minik hedef bilyesi (kokonet) ve bilyelerdir (petank topları).

Oyunu oynamak için düz çok eğimli olmayan, toprak, çakıllı, kumlu yada çimenli bir alana ihtiyacımız var ki bunu çok kolay bulabileceğiz.

Oyun sürecinde ise; (Bu kısmı wiki’den aldım)
* Oyuna başlayacak ekip yazı/tura ile belirlenir. Başlangıcı yapacak takımın oyuncusu, zemine çapı 40-50 santim kadar bir çember çizer ve hedef minik bilye cochonnet’yi 6 ila 10 metre arası bir uzaklığa fırlatır. Tüm bilyeler, ayaklar bu çemberin içindeyken oynanır.
* Hedef olacak cochonnet gerekli uzaklığa yollandıktan sonra yine ilk takımın oyuncusu elindeki bilyeyi cochonnet’nin en yakınına kondurmaya çalışır.
* Başlangıcı yapan takım ilk bilyesini oynadıktan sonra sıra ikinci takıma geçer. Bu sefer, bu takım oyuncuları bilyelerini diğer takıma nazaran daha yakına kondurmaya çalışırlar.
* Bilyeleri daha yakında olan takım (tek bilye dahi olsa) sırayı diğer takıma devreder. Eldeki bilyeler bitince puanlar sayılır.
* Cochonnetnin en yakınına kendi bilyelerini kondurmuş olan takım seti kazanmış olur. En yakındaki toplam bilye sayısı kadar puan alır ve diğer sete geçilir.
* Oyunlar sonrasında puanı 13’e ulaşan takım partiyi kazanmış olur.

Arkadaşlarınızla keyifli bir şekilde zaman geçireceğiniz bir oyun, tavsiye ediyorum. Kim bilir belki bir gün Türkiyeyi Petank Milli takımımızın bir oyuncusu olarak temsil bile edebilirsiniz. İnanın hiç zor değil.

SFTP (SSH FTP) (Secure Shell File Transfer Protocol) C#

Bir süredir geliştireceğim windows servisinde kullanmak için SFTP üzerine araştırmalar yapıyordum. Olay şu ki; aldığımız bir servis, ürettiği gün sonu raporlarını kendi üzerlerindeki bir SFTP alanına atıyor ve benim bu raporlar üzerine bazı  işlemler yapmam gerekiyor. Dolayısıyla C# yazılımımdan SFTP bağlantı kurup oluşturulmuş raporları almam gerekiyordu.

Sonradan anladım ki SFTP aslında çok da kullanılan bir yöndem değilmiş ve durum böyle olunca çok fazla kaynağa ulaşamıyorsunuz. Yani .Net ile geliştirilmiş ve .Net içerisinde kullanabileceğiniz çok fazla kaynak yok. PHP ile birlikte default gelen birşey aslında bu. Buradan bir kez daha PHP’ye övgüler göndermek istiyorum. Piyasada 2 tane hazır geliştirilmiş ücretli olarak satılan kütüphane mevcut. Birkaç tane de ücretsiz olarak ve açık kaynak kodlu olarak geliştirilmiş kütüphane var.

Tabii ki ben ücretsiz olanlardan birini kullanarak işimi hallettim. 🙂 Ücretsiz kütüphaneler içerisinde düzgün çalışan tek kodu geliştirmiş olan Tamir Gal isimli geliştiriciye buradan teşekkür etmek istiyorum.

Ücretsiz kütüphaneye ise aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz.

http://sourceforge.net/projects/sharpssh/files/

Okumaya devam et

Spor üzerine

Sporu severim… Şu sıralar çok yapamıyorum ancak izlemeyi çok severim. Futbolu ve masatenisini özellikle severim, lisanslı olarak oynamışımdır ikisinide. Diğer sporları da TV denk geldiğimde izlerim, sıkılmam, severim.

Dün akşam Bursa-ManU şampiyonlar ligi maçını izledim. Ve bir kez daha ülkemizde oynanan futbolun ne kadar kötü bir noktada olduğunu gördüm. Ligimizin lideri olan takım şampiyonlar liginde 4 maçta sıfır puan alıyorsa diyecek pek birşey yok. Türk Futbolunun geldiği nokta çok acınası. Son 10 yılda ilerleyeceğimize 15 yıl geriye gitmişiz haberimiz yok. TV’de yorumcular çıkıp “çok zevkli mücadele dolu süper bir ligimiz var” diye zırvalıyorlar. Eee kimse çıkıp “Kral çıplak!” diyemiyor, çünkü bundan ekmek yiyiyorlar.

Zaten çoğu spor dalının yöneticileri bulundukları pozisyonları spora hizmet için değil ceplerine hizmet için işgal ettiklerinden sporun ileriye gitmemesi çok doğal. Maalesef yanlız spor konusunda değil hemen hemen her konuda bu böyle. Tabii böyle olunca hiçbir konuda ilerleyemiyoruz. Yanlızca ilgili kişilerin cepleri ilerliyor. Yanlızca çok izlenen reklam alan sporlara yatırım yapılıyor. O yatırımların da çoğu transferlerle yurtdışına gidiyor. Transferlerin de çoğu fos çıkıyor, o da ayrı konu.

Geçen gün Erzurum’da düzenlenecek olan Universiade ile ilgili bir video izledim. Videoda düzenlenecek kış olimpiyatı için Erzurum şehrine (memleketim) yapılan tesisler anlatılıyordu. En çok ilgimi çeken Curling Arena oldu. Ülkemizde henüz isminin bile duyulmadığı, duyanların da bilmeyen kişilere “buzun üstünde düdüklü tencere kaydırıyorlarya” diye anlattıkları bir spor dalı.

Bizde bir spora yatırım yapılması için öncelikle o sporda bir kişinin çıkıp kendini o sporda dünya çapında kanıtlaması gerekiyor. Bunu yapınca insanların dikkatini çekiyor, sonra birileri uyanıyor ve buna yöneliyor. Süreyya Ayhan çıkıp dünya şampiyonu olmadan önce kaç kişi atletizm takip ediyordu, yada bu sporun dallarından haberdardı, yada ne kadar yatırım yapıyordu bu spora. Süreyya Ayhan’dan sonra işler bir nebze de olsa değişti.

Sanki her semtte bir basketbol sahamız varmış gibi, dünya ikincisi olan milli takımımıza verilen 30milyon liralık pirimle kaç basketbol sahası yaptırılırdı acaba? Bu dünya ikinciliği belki de gelecek yılda alacağımız en iyi sonuçtu, bizim için belki de gelinebilecek en iyi noktadır. Şampiyona Türkiye’de yapılmasaydı kaçıncı olurduk acaba?

Yanlızca futbol maçlarını insanlara izleten TV yayını anlaşıyla bu insanlar bu spor dallarınından nasıl haberdar olacaklar da, nasıl izleyecekler de, nasıl ilgilenecekler de, nasıl yapacaklar?

Hatta artık futbol programlarının da o kadar b.ku çıkmışki. Futbolun spor kısmı dışında herşey konuşuluyor. Futbol programları tamamen futbol magazin olayına dönüşmüş. Hem böyle yayınlar yapıp, hem de takımlarımız kardeş, ezeli rekabet, ebedi dostluk zırvaları atıyorlar. Dost olun diyip, böyle yayınlar yapıp, sonra insanlar birbirlerine düştüklerinde arkalarından sırıtarak ellerini ovuşturuyorlar.

Bırakınız bu işleri efenim. Sporu tüccarların elinden alıp sporculara vermek lazım. Spor sporcularla yapılır. Sporcularla gelişir. Sporcuları sporcular yetiştirir.

ToBuy List

Bugün düşündüm almam gereken ne kadar çok nesne varmış.

Yeni ev – 300k
Yeni mobilyalar – 30k
Yeni model araba – 40k
iPhone 4 – 1.7k
DSLR Foto Makine – 3k
LCD TV – 2k
MacBookPro –  3k
iPad – 2k
PS3 – 1k
—————
Toplam:  400k (yaklaşık)

Normal şartlarda standart gelirli bir insanın yukarıdakileri alabilmesi için aşağı yukarı 14 yıl boyunca extra hiç bir harcama yapmaksızın çalışması lazım. O halde bu standart insanın yapabileceği üç seçeneği var.

1. Hiçbişey yapmamak aynen devam etmek.
2. Farklı bir gelir modeline geçiş yapmak.
3. Bu şeylere hiç ihtiyaç duymamak.

En iyisi 3. seçenek gibi. Bir sürü yerde duyduğum “Zenginlik çok şeye sahip olmak değil az şeye ihtiyaç duymaktır” diye bir söz var. Bu sözü revize ettim:

“Zenginlik çok para kazanmak değil, zaten çok parası olmaktır.”

Ancak tabii benim 14 yıl beklemek gibi bir niyetim yok ve bu şeylere de ihtiyacım var…

Yıl 2030, TRT’de Kaybolan Meslekler Programı

Yıl 2030, TRT’de Kaybolan Meslekler Programının konu başlığı: HTML CSS Uzmanlığı.

3 metrakarelik dükkanında babadan kalma Intel Core2 Duo işlemcili makinasıyla, ASP.Net 4.0, HTML 5.0 ve CSS 3.0 kullanarak web siteleri yapan Ferit bey’le birlikteyiz. Ferit bey’in yaptığı siteleri incelerken adeta zamanda geriye gidiyor, o günleri anıyoruz. Günümüzde bu teknikleri kullanarak web sitesi yapan çok az zanaatkar kaldı. 22 inçlik küçücük monitöründe Notepad ile el emeği göz nuru yapıyor web sitelerini.

Bu dükkan adeta teknolojik bir müze gibi. Çalışır durumda 2005 model CoolerMaster kasa bugün bulmak neredeyse imkansız. Cooler Master şirketi kasayı yüksek bir meblağa satın almak istemiş. Ancak Ferit bey kasasının baba yadigarı olması sebebiyle buna yanaşmamış.

Ferit bey’in bu noktada en büyük sıkıntısı kullandığı bilgisayarın parçalarının teminini.  Kasanın, anakartın yada ram’lerin bozulması durumunda çok ciddi parça problemi yaşanmakta. Ayrıca yeni yetişen gençlerin de mesleğe rağbet etmemeleri mesleği yok olmayla karşı karşıya bırakmış.

Bir programın daha sonuna geldik, esen kalın…