Dizüstüm/Bilgisayarım Çok Yavaş :’(

Genelde artık çoğumuzun laptopu var. Laptopu iş için, özellikle de ağır uygulamalar ile kullananlarımızın çoğu yavaşlıktan şikayetçidir. Yavaşlık sorunu için de yapılan şey çoğunlukla RAM Upgrade’i olur. PC’lerde de genellikle bu şekildedir. Yavaşlığın hep RAM azlığından kaynaklandığı yanlışına düşeriz.

İşte burada bilinmesi gereken şudur ki, yavaşlığın kaynağı HDD’nin belli bir noktadan sonra darboğaza düşmesidir. Size belli bir miktar veri gerekiyor fakat HDD’niz istediğiniz sürede bu veriyi size temin edememekte ve bekletmektedir. Bu durumda herzaman ya bilgisayar yavaş (işlemci) olur ya da RAM azdır. Hep bunlara suç atılır.

Ancak orada gizli gizli durmuş bunları izlerken gülen bir HDD vardır ki, işte aslında bütün o yavaşlığın arkasındaki melun yaratıktır kendisi. Biraz deneyimli kullanıcılar, bazı 3rd parti uygulamalarla bilgisayarı temizlerler, disk birleştirme yazılımlarını kullanırlar filan, bir süre biraz hızlanır bilgisayar ama sonra yine aynı şeyler.

Neyse sadede geliyorum. Laptop kullanıcılarına tavsiyem en kısa zamanda laptoplarındaki HDD’leri SSD (Solid State Disk) ile değiştirmeleridir. Performans artışına inanamayacaklar. PC kullanıcıları ise eğer isterlerse SSD alabilirler. Ama isterlerse de anakartları destekliyorsa RAID yapısını kurabilirler.

Şu an Windows Vista / 7 ve daha üstü işletim sistemlerinde standart tek HDD’li sistemlerde Disk Performansı maksimum 5.9 çıkmaktadır. Yalnızca bir SSD upgrade ile bunu en azından 7.6‘ya çıkarmak mümkün.

PC kullanıcılarına tavsiyem en azından RAID1 konfigürasyonuna geçmeleridir. 4 diskli bir RAID10 yapısı çok süperdir. Hele de 4 SSD diskli RAID10 yapısıyla uzay performansı alabilirsiniz.

Not: SSD diskler halen daha çok pahalı :(

Yazı 01

Öylesine yazacağım için yazıma bir başlık bulamadım. Sanırım bundan sonrasında da bu tip yazılarıma bu şekilde başlıklar vereceğim.

Askerlik dönüşü sivil hayata adapte olmam çok da zor olmadı. En azından ev hayatına… Karlı kış yüzünden evden pek çıkamadım. Piraye-gazete-dergi-kitap-LigTv vs ile geçiyor zamanımın çoğu.

Bilgisayar dergileriyle ilgili eleştirel yazılarımdan sonra bilgisayar dergisi almamıştım hiç… Taa ki düne kadar. Dayanamayıp 2 adet en popülerinden bilgisayar dergisi aldım. Acaba dedim 6 ay boyunca kaçırdığım birşey olmuş mudur? Piyasaya bakayım neler var yeni neler yok?

Aynı tas aynı hamam… PC-Net’i biraz beğendim. Ancak adını vermeyeceğim diğer en popüler bilgisayar dergisini hiç beğenmedim. Bulduğu her fırsatta Apple ve Apple ürünlerine çamur atmaktan geri kalmamışlar. Sırf çamur atmış olmak için şirketin şu an bulunduğu duruma gelmesinde rol oynayan politikalarını bile “Apple’ın acayiplikleri” başlığı altında yerden yere vurmaya çalışmışlar. Aslında PC dergilerinin son yıllarda geçirdiği evrimden dolayı beğenmez oldum. Bu konuyu da not alayım, bir yazı yazmak lazım bununla ilgili. Neyse…

Askerlikle ilgili birşeyler yazacaktım, ancak sonra boşver dedim kendi kendime. Neyini yazayım? Neyini anlatayım? Kötü bir rüyaydı, uyandım…

Birkaç kitap okudum bu arada, onlarla ilgili görüşlerimi sonra yazacağım.

Şimdilik bu kadar…

 

Tam da yazacaktım ki

Tam da yyyazacaktım ki, internette (cafe’si yyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyok yyyyyyyyyyanlızca internet) oturduğum bilgisayyyyyarın klavyyyyyyyyesi çok fena eskimiş çıktı.

Şu kelimeleri bile yyyyyyazarken elimde tüy bitti desem yeridir… yyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyy

Misal gördüğünüz gibi “yyyyyyyyyyyyyyy” tuşu basılı kalıyor… Diğer başka tuşlar da iyyi sayılmaz ama haydi bakalım….

Fırsat bulursam bunun gibi başka gereksiz yazılar da yyyyyyyyyyyyyyyazmaya devam ederim…

Daha iyyyyyyyi bir klavyeden yyyazmak üzere hoşçakalın…

Niye mi yazmıyorum?

Çünkü askerdeyim… 341. KSD olarak askerlik yapıyorum…

Yeterli mi? (:

Yazasım geldi…

Blogdaki bir yazıma gelen bir mesaj ile birden bire bir yazma hissi geldi.

Öncelikle söyleyeyim, Rango’yu halen daha izleyemedim. Batının ruhuyla tanışamadım haliyle.

Yanda gördüğünüz şu an “Okuyorum” başlığı altında duran kitapları şu an okumuyorum. Blog örümcek ağlarıyla kaplandığı için onlar da öyle kalmış. Bir ara değiştiririm diyecem ancak yerine koyacak müspet bir şeyler yok…

İlerleyen günlerde eğer bir MacbookPro edinirsem iOS programming olayına yeniden başlayacağım. VM üzerindeki MacOS ile ezik ezik birşeyler yapmaya çalışmaktan sıkıldım açıkçası.

Şu sıralar bisikletlere bakıyorum. Kimbilir belkide… Şöyle cüsseme uygun, fiyatı güzel birşey olursa…

Bir de akvaryum olayı var… Piraye için… Kimbilir belkide…

Ha bir de son olarak aklımdayken bir konu var: Yurtdışından malzeme getirmeye sınırlama getirildi biliyorsunuz. 2 ayda bir kez, yılda da en fazla 5 kez yurtdışı siparişi verebiliyorsunuz. Tam da bu uygulama devreye girmişken, televizyonda halkımıza en çok elektronik ürünü satmasıyla övünen bir teknomarket reklamı dönmeye başladı. Elin adamları yaptığı icatlarıyla övünürken bizim bu icatları ne kadar iyi satın aldığımızla övünmemizden dolayı utanç duydum… Amaaaann……….tireeeet….. Koyver…

ffmpeg “Access is denied” hatası…

Sorun:
ASP.NET ile ffmpeg kullanırken “System.ComponentModel.Win32Exception: Access is denied” hatası alınması.

Çözüm:
ffmpeg ve onunla birlikte kullanacağımız klasörler için IIS_WPG kullanıcısına  okuma/yazma yetkilerini veriyoruz.

Konuş başlıkları…

Aklıma geldikçe yazarım diye not aldığım bazı blog konu başlıkları var. Fakat hepsi de kazık konular. Öyle oturup üzerine 10dk’da yazı yazılacak gibi değiller ki…

Önce oturup araştırma yapıp, sonra üzerine uzun uzun düşünüp sonra yazılacak şeyler hepsi…

Rango’yu izlemek istiyorum fakat vaktim yok… Bu haftasonu için bir planlama yapacağım sanırım…

Böyleyken böyle işte…

Ordan Burdan…

Bu şekilde yazdığım yazılara da anlamlı başlıklar bulamıyorum haliyle. Aklıma ne gelirse o an yazıyorum.

Size de oluyor mu bilmiyorum… Ne zaman yeni bir yere gitsem ve oradaki damacanadan bardağıma su doldurmaya kalksam muhakkak bardağı taşırıyorum ilk seferinde.

Eğer IIS kullanıyorsanız WordPress 3 ve sonrası versiyonuna güncelleme yapmayın, anasayfada “Redirecting loop” oluyor. Eğer hostinginiz Linux ise güncellemeleri korkmadan yükleyebilirsiniz.

Şundan bundan…

En sevdiğim ve ne kadar dinlersem dinleyeyim hiç bıkmayacağım iki kişi: Barış Manço, Michael Jackson. Ve ikisi de öldü. (Bazen ölmüş olduklarına halen daha inanamıyorum) :(

Kol saati kullanmayı sevmiyorum. Kullanmıyorum da…

Cep telefonunu da sevmiyorum. Ama kullanıyorum… iPod’u seviyorum.

:? Gözlük de sevmiyorum… Mecburen…

Sanırım yanlış meslek seçmişim. :) (Ama emin değilim, yani belki işimi iyi yapıyorum ama yanlış yolda olabilirim yine de)

“Çalışmak ihtiyaçlarımı karşılamayacaksa ve çalıştığım için yeni ihtiyaçlarım doğacaksa, neden çalışayım ki?” sözüne çok katılıyorum.

Şu an yine “bu yazdıklarımdan kime ne ki?” diye düşünüyorum… “Yazıyı silip atsam mı?” diyorum… (Devam ediyorum…) :x

Evde bir sürü müzik aleti var ama, kimse doğru düzgün müzisyen değil. Müzik aletlerini seviyorum demek ki…

Okumak için alıp okumadığım bir sürü kitabım var…

İşyerindeki masama koymak için alıp halen daha evde paketinde beklettiğim oyuncak figürlerim var.

Masatenisi oynamaya devam etmek istiyorum. Ama bir türlü vakit ayıramıyorum. Tembelliğimden de olabilir.

İşte böyle birşey…

Yeni Yazı II

Akşam TRON’u izledim. Tamam görüntüler, görseller tek kelimeyle müthişti. Ancak konu tam anlamıyla “bullshit“! Böyle saçma sapan birşey olabilir mi?

Ha diyebilirsiniz ki sen elflere, hobbitlere, Sauron’a, Matrix’e inanıyorsun da, bu mu saçma geldi? Yazılımların insan suretlerinde olmasını geçtim, bara gidip içki içmeleri, birinin yazılımlardan oluşturduğu  ordusuna “benim program kardeşlerim” diye hitap etmesi ve sanal olan şeylerin dünyayı ele geçirme planları falan, yaaaa bırak bu işleri.

Film çok iyi ancak hikayenin altı çok boştu. Neresinden tutsan elinde kalır.

Dün eklediğim yazıdan sonra sitenin hiti çok arttı gerçekten de. Buna karşın, hiti arttıran kiteleye teşekkürü borç biliyorum. Bugünlük, kimbilir belkide yanlızca bu yazılık bu kadar.

Youtube’dan beğendiğim bir klipe bitirmek isterim… http://youtu.be/xpcUxwpOQ_A